Dijital Dönüşüm ve Çalışan Bağlılığı

Dijital dönüşüm önemli ve popüler bir konu, bir çok platformda konuşuluyor, girişimler bu konuda ürünler ortaya çıkarıyor, büyük kurumlar dönüşüm programları uyguluyor. İnsanlar bireysel olarak baktıklarında “acaba işimi bir gün robotlar mı yapacak?” gibi bir kaygıyla da bakıyorlar bu konuya. Peki robotların “yapamayacakları” işlerin özelliği nedir? İnsani olması, davranışsal olarak yüksek gereksinimleri olması.. Şu grafiğe bir bakalım…

digital skills

IBM’in yaptığı araştırmaya göre üst düzey yöneticilerin ekiplerinde görmek istedikleri beceriler iki yılda önemli ölçüde değişim göstermiş ve “davranış becerileri” diyebileceğimiz

  • Esnek, çevik ve değişime hızlı adaptasyon gösterebilme isteği ve becerisi
  • Zaman yönetimi becerileri ve önceliklendirme
  • Takım ortamında verimli çalışma becerisi
  • İş hayatında iletişim becerileri

ilk dört sırayı almış. Bu da şu demek oluyor, daha teknik, daha endüstri odaklı beceriler “yenilenebilir”, “değiştirilebilir” bulunurken davranış becerileri daha az bulunan, daha zor geliştirilen ve daha değerli beceriler haline geliyor. Ve robotların yapamayacakları…

Bir de şu grafiğe bakalım..

Softskills

Yine benzer bir veriye göre, iş tiplerine göre “sosyal becerilerin” yüksek olduğu işlere talep artıyor ve bu işlerin maaşları da yükseliyor. Sektör veya “matematik” becerisinin gerekli olduğu ve fakat sosyal beceri gerektirmeyen işlere talep azalıyor ve maaşları da düşüyor.

Bu blogda anlattığım gibi, bağlılık davranış becerileriyle ilişkili… Çalışanın takım içinde uyumlu çalışıp değer görmesi, müdürü ile olumlu ve geliştirici bir ilişkisi olması, gelişim olanaklarına sahip olması ve bunları değerlendirmesi, delegasyon, geri bildirim gibi iletişim becerilerinin yüksek olması, liderin iletişim becerileri gibi faktörler çalışanın bağlılığını arttırıyor.

İki düşünce ayrı noktalardan yola çıkarak ortada birleşiyor. Şu anda ve yakın gelecekte davranış becerileri daha gelişkin çalışanlara ihtiyaç var, bunun bir sebebi de bu çalışanların şirketlerine daha bağlı olmaları ve daha iyi performans göstermeleri… Bu çalışanlar robotları kullanacak fakat robotlar onları yaptıkları işleri yapamayacak çünkü “insani” özelliklerimizin gerekliliği artacak!

Yukarıdaki dört davranış becerisi şirketinizde ne durumda? Ya kişisel olarak siz kendinizi bu dört özellikte nerede görüyorsunuz?

 

Reklamlar

Bağlılığa giden üç yol

Leslie Peters‘dan ilham alarak önerdiği bağlılığı arttıracak üç yol üzerine düşündüm.

Katılımdan ötesi

Size hiç anneniz birşeyi neden yapmanız gerektiğini sorduğunuzda “Çünkü ben öyle istiyorum, ben anneyim, büyüdüğün zaman kendi kararını kendin verirsin” dedi mi? Buna çok sık rastlanır bu coğrafyada… Ebeveynlerden başlayarak güç ve otorite sahipleri kararlarının arkasındaki sebepleri açıklamak istemezler, “ben öyle istiyorum”, hem bir güç gösterisi hem de onlar için işlerin yürümesinin bir alt koşuludur. Ancak “Ben öyle istediğim için bunu yap” liderler için pek de bağlılık yaratıcı bir yaklaşım değildir. Çalışan böyle bir durumda “hayatta kalma” güdüsüyle elinden geldiği kadar “verilen” işi yapmaya çalışır, bazen kendi kafasına göre “kaytarabilir”… İş yerinde müdür ile çalışanları arasındaki iletişim bazen “dediğimi yap”, “neden yapayım çok mantıksız” cümlelerine indirgenebilir, daha kötüsü bu cümleler açıktan bile söylenmeyebilir, bir tür “soğuk savaş” iletişimine dönüşebilir. Karşılıklı beklentiler açıkça söylenmediği zaman, çalışan da “soramazsa”, iletişim negatif bir sarmal içinde istenenden uzaklaşabilir.

Lider “bunu ben istediğim için yap”tan daha fazlasını sunmak zorundadır. Bunu yaptığında iletişimin kalitesi artar, karşılıklı güven ve anlayış gelişir, aynı takımda olma duygusu yücelir, çalışan yaptığı işi “neden” yaptığını da bilerek ekibe ve eyleme katılır. Bu üst seviye iletişim nasıl olabilir?

Bu yeni ürünle 16-20 yaş arası gençlerden büyük ilgi göreceğimizi düşünüyoruz. Senin pazarlama becerilerin ve özgün fikirlerinle bu ekipte yer almanı istiyorum.

Bu “proses” iyileştirme gibi görülen çalışma aslında müşterilerimize cevap verme süremizi yarıya indirecek. Bu projede senin çalışmandan memnuniyet duyuyorum.

Çalışanlar liderden gelen her iletişimi kendi geçmişleri, kendi deneyimleri, kendi anlayış ve kültürleri çerçevesinde “yeniden” değerlendirirler. Bu bağlamda lider ne kadar açık olursa, amacı ve yolu ne kadar net ifade ederse çalışan o kadar bağlı ve gönülden çalışır. Böyle olduğunda da ne gibi olumlu sonuçlar doğduğunu hepimiz biliyoruz.

İknadan “anlamaya”

Lider olarak temek iletişim pozisyonunuz ikna olabilir. Bu çoğunlukla kullanılan ve belli durumlarda gerekli ve yapılması gereken bir eylem, gerekli bir beceri. Fakat kendi ekibinizle iletişiminizde “ikna”dan anlamaya doğru hareket ederseniz, ekibinizin bağlılığını arttırabilirsiniz. Bu da açık uçlu sorular sorarak olur.

Bu proje ile ilgili düşünce yapını daha fazla anlatır mısın?

Evet, müşterinle görüşmede daha fazla neler oldu? Neler farkettin?

Distribütörümüz yeni ürünümüzle ilgili ne düşünüyor, senin izlenimlerin neler?

Bu soruları sorduktan sonra dinlemezseniz çalışanlar hayal kırıklığına uğrar ve bağlılıkları düşer. Dinlemekle ilgili yeni bir yazı yazacağım.

Anti dedikodu söylemi

Şirketlerde olumsuz söylenti makinası vardır ve gerçektir. Bu makina neden var veya neden böyle anlamsız dedikodular alıp başını gidiyor diye düşünmek yerine lider olarak karşı & olumlu söylemi güçlendirebilirsiniz. Bu şekilde aslında dedikodu üretenleri işsiz bırakabilirsiniz veya alanlarını daraltabilirsiniz.

Bunu yapmanın yollarından ikisi, daha fazla bilgi vererek dedikoduları boşa çıkarmak veya olumlu söylemi desteklemektir. Birçok şirket kültüründe bilgi saklamak gücün bir yansıması olarak görülür. Lider olarak daha fazla bilgi paylaşarak insanların bu bilgiden kendi sonuçlarını çıkarmalarını teşvik etmeniz çalışan bağlılığını arttıracaktır. Lider olarak bilgiyi veya halkın gündemini kontrol etme imkanınız artık yok, çözüm bu söylemi besleyecek bilgiyi ve pozitif ve gerekirse negatif dürüst bilgiyi uygun şekilde paylaşmaktır. Bu şekilde çalışan bağlılığı artabilir.

Her Yöneticinin Çalışan Bağlılığı ile ilgili bilmesi gereken 5 şey

Çalışan bağlılığı ile ilgili kavramlar son dönemde konuşulmaya başlandı, bu konuda anket hizmeti sunan ve sonrasında çözüm öneren firmalar var. Ancak bazen kendisine bir ekibin rapor ettiği orta seviyedeki yöneticilere çalışan bağlılığını daha net ifade etme ihtiyacı duyuyorum.

Business People Having Board Meeting In Modern Office

İlk olarak, ekibinizin bağlılığından siz sorumlusunuz. İş size dayanıyor.  Araştırmalar da gösteriyor ki, çalışanların bağlılığında müdürlerinin %70’e varan bir etkisi var. Böyle olmasa daha iyi olurmuş diyebilirsiniz, ama böyle. Çalışan bağlılığı anketlerinde aynı şirkette farklı bölümler arasında farklılık olabiliyor, aynı CEO, aynı kültür ortamı, aynı tür maaş imkanları ile çalışmalarına rağmen… tek farklılık bölüm müdürleri… Bölüm müdürleri en önemli farklılığı yaratıyorlar… Yani, iş size dayanıyor, bu insan kaynaklarının “halletmesi” gereken bir konu değil.

İkincisi, çalışan bağlılığı konusuna sadece çalışanları “mutlu” ettiği için değil, bağlı çalışanların şirkette daha fazla kalmasından ve şirketin doğal bir avukatı haline gelmelerinden dolayı daha dikkatli bakmalısınız. Bağlı çalışanlar işlerine daha fazla sarılıyorlar, cuma öğleden sonra müşterilerini aramaya devam ediyorlar. Müşteri ilişkilerinde çalışan bağlı çalışanlar akşam saatlerinde sabah saatleri kadar sabırlı olabiliyorlar. Bağlı yazılım uzmanları onlardan sonra gelecek olanlar tarafından da kullanılabilecek temiz kod yazıyorlar. Bağlı çalışanlar daha az iş kazası yaratıyorlar ve daha az hata yapıyorlar. Bağlı çalışanların fazla olması gözle görülür iş sonuçları yaratıyor.

Üçüncü olarak, bağlılık hafta sonu piknikleri, ofisteki masa tenisi masası ve doğum günü partileriyle ilgili değil.

Çalışan bağlılığı çalışanın müdürüne, şirketine ve onun hedeflerine duygusal bağının ifadesidir.

Bu tanımı tekrar okursanız göreceksiniz ki, burada “eğlence” yok, “çalışan tatmini” de yok. Çalışan bağlılığı “eğlence” ile ilgili değildir ve sosyal faaliyet grubunun çalışanlara etkisi sizden daha büyük olamaz.

Dördüncüsü, bağlılık odaklanmanızı temelde çalışan gelişimi, takdir ve güvene kaydırın… Araştırma ve deneyim sonuçlarından çalışanların bağlılığını bu üç kavramın sürüklediği anlaşılıyor. Müdür olarak siz bu duyguları tetikleyebilirsiniz. Bu kavramları destekleyen kurum kültürünü siz yaratabilirsiniz. Bu konuda başka listeler de yapılabilir, ama basitçe çalışanlar 1) kendilerini geliştirmek ve yeni şeyler öğrenmek, 2) takdir görmek, 3) müdürlerine güvenmek istiyorlar.

Beşinci olarak, bağlılığı arttırmak saatler değil dakikalar alan bir odaklanmadır. Her zaman takımınızın bağlılığını arttırmak için zamanınız var. Biraz daha sık “Teşekkür ederim” demek ne kadar ek vaktinizi alır? Toplantı açılışlarında geçen haftanın takdirini bir çalışana yöneltmeniz 30 saniyeyi geçer mi? Şirketin hedeflerini uygun şekilde hatırlatmak da çok vaktinizi almaz. Bağlılık saatler değil dakikalar alır 🙂

Yöneticiler bağlılığın arttırılmasında anahtar önemdedir ve bu büyük zaman ve kaynak harcaması olmadan da yapılabilir.

Kaynakhttps://www.forbes.com/sites/kevinkruse/2018/01/18/what-every-manager-needs-to-know-about-employee-engagement/

Liderler İçin Bağlılık Arttırıcı Öneriler

Bir şirkette bölüm müdürüsünüz, ekibinizde 7 kişi var. Veya bir şirketin genel müdürüsünüz, size rapor eden 9 kişi ama onlara da rapor eden 30 kişi var. Son dönemde sonuçlarla ilgili baskıdan, Türkiye pazarının daralan sektörlerinden birinde olmanız dolayısı ile ekibinizin bağlılığında düşme olduğundan endişe ediyorsunuz. Çalışan Bağlılığı ile ilgili birçok makale okudunuz, konuyu yakından takip ediyorsunuz. Belli davranışları değiştirerek, yeniden tasarlayarak çalışan bağlılığına olumlu bir etki yapabilecek güçtesiniz. Ve şimdi “ne yapmalıyım?” sorusunun cevabını araştırmaya başladınız, ne hoş tesadüf, bu yazıyı da sizin için hazırlamıştım.. 🙂 Buyurun…

EE ideas

“Pozitif ayna” olun: Belki böyle bir tanımlama bile yoktur, ama çalışanlarınızın güçlü yönlerini görüp onlara yansıtan bir ayna olun. Her geri besleme konuşmasında onların kendilerine güvenlerini yükseltecek yaklaşım içinde olun. Güçlü yönlerini düşünerek onlara potansiyellerini hatırlatın. Yapıcı bir tonda ilerleme noktalarını söyleyin. Uzun bir liste değil, belli bir süre içinde “tek” bir nokta üzerine çalışmalarını sağlayın. Çalışanlarınızın gelişimi için “gidilecek” insan olun.

Onları Özgür Bırakın: Değerlerde anlaşın, hedefi gösterin, sonra da onları özgür bırakın.

Çalışan bağlılığının en önemli destekleyicilerinden biri “otonomi” duygusudur.

Çalışanların kendi fikirlerini deneyebilecekleri, yaratıcı olabilecekleri alanlara ihtiyaçları vardır. Hata yapmalarına izin verin. Ama hataları birlikte konuşup ders almalarını da sağlayın. Onları koruyun. Onları özgür bırakmanız aynı zamanda onlara “güvendiğiniz” anlamına da gelir.

Değişim yolunda onları karar mekanizmasına dahil edin : İnsanlar kendi zamanlarında, kendi düzenlerinde çalışmayı severler. Onları kaçınılmaz olan değişim mekanizmasına dahil ettiğinizde kendilerini bu değişimin yaratıcısı olarak görürler ve daha bağlı olurlar. Çalışanlar yaptıkları rutin işten sıkıldıklarında bu tür ek projeler ve görevler onların hayatını renklendirir, daha verimli çalışmalarını sağlar.

Aşırı İletişimden zarar gelmez : İnsanların rahatça iletişimde oldukları bir ortam yaratın. Bu bir yazılım aracılığıyla da olabilir, günlük toplantılarla da.. Önemli olan herkesin korkmadan, çekinmeden fikrini söylemesi ve diğerlerinden öneri, görüş ve fikir almasıdır. Bu hem aynı sayfada olmalarını sağlar, hem de sorumluluklarını hatırlatır.

Kritik soru : Size rapor eden ekip içinde sizden “korkan” ve size söylemek istediklerini “söyleyemeyen” birileri var mı? Varsa bu durumu nasıl düzeltebilirsiniz ?

İç ve dış geri bildirimlere açık olun :  İnsanların geri bildirim vermesinin yollarını açık tutun. Eleştiren bir çalışanı takdir edin, böylece diğer çalışanlar da “liderimizi eleştirebiliriz” duygusuna kapılsınlar. İnsanlar dinlendikçe, duyuldukça bağlılıkları artar. Müşterilerin görüşlerini filtrelemeden alın ve değerlendirin. Müşterilerin “iyileştirme” önerilerini daha da dikkatle dinleyin. İç ve dış geri bildirimler size doğru yolu gösterecektir.

Eylemleri gösterin: İçeriden ve dışarıdan aldığınız değerli geri bildirimler üzerine aldığınız kararları, eylemleri açıkça paylaşın. Çalışanlar süreci görsünler ve güvensinler. Çalışanları bu kararların uygulanması ile ilgili sürece dahil edin.

Bir geri bildirim alıp, bunu takdir ettiğini söyleyip sonra da bununla ilgili hiçbir şey yapmamak, insanları şirketten soğutan önemli bir olaydır.

Kutlayın: Ekibiniz çok çalıştı ve kendi işi dışında tüm ekibin başarısı için ekstra çaba gösterdi. Bunu kutlamayı ihmal etmeyin. Takdir ettiğinizi gösterin. İnsan takdirle “çalışan” bir mekanizmadır 🙂

Birlikte çalışan ve kutlayan bir takım, birlikte verimli çalışır.

Psikolojik olarak güvenli ortam nasıl yaratılır?

Google’ın Endüstri bölüm başkanı Paul Santagata diyor ki,

Güven olmadan takım olmaz

Google’ın iki yıl süren ve takım performansı üzerine çok ayrıntılı bir çalışma sunan projesine göre yüksek performans gösteren takımların bir ortak yanı var: Hata yaptığında cezalandırılmayacağına olan inanç, yani psikolojik güvenlik duygusu.. Bu duygu şu davranışlarla kendini gösteriyor:

  • Uygun dozda risk alma
  • Aklındakini korkusuzca ifade edebilme
  • Yaratıcılık
  • Cezalandırılma korkusu olmadan işlere “burnunu sokma”…

Bu durumun insanın evrimi sürecindeki gelişimlerle de bir ilgisi saptanmış, buna göre beynimiz müdürümüzden gelen bir provokasyonu, iş arkadaşımızdan gelen bir sataşmayı veya size rapor eden ekipten bir isyanı “ölüm-kalım” şeklinde algılıyor. Beynimizin alarm merkezi amigdala bu durumda savaş veya kaç reaksiyonunu tetikliyor ve beynimizin analitik düşünme bölgelerini etkisiz hale getiriyor. Kelime anlamıyla, tam ihtiyaç duyduğumuz bir zamanda aklımızı “kaybediyoruz”. Bu amigdala reaksiyonu bizi gerçek ölüm kalım durumlarında hayatta tutarken günümüz iş ortamında stratejik düşünmemizi engelliyor.

21. yüzyılda başarı başka bir sistemi çalıştırmamızı gerektiriyor : İşbirliğini yaratan ve karmaşık sorunları çözmemizi sağlayan yapıcı ve genişletici pozitif duygu yaklaşımı. North Carolina Üniversitesinden Barbara Fredrickson’ın çalışmasına göre pozitif duyguların tetiklediği merak, güven ve ilham gibi duygular düşüncemizi genişletiyor ve etrafımızla anlamlı psikolojik, sosyal ve fiziksel bir ilişkiye girmemize sebep oluyor. Güvenlik içinde hissettiğimizde daha açık fikirli olabiliyoruz, daha çabuk kötü durumdan kurtulabiliyoruz, daha motive ve ısrarlı davranabiliyoruz.  Espri anlayışımız gelişiyor, bu da yaratıcı tarafımızı ortaya çıkarmamıza yardımcı oluyor.

İş ortamı bizim sınırlarımızı genişletmemizi gerektiriyorsa (challenging) fakat tehdit ortamı değilse takım “genişlet ve yarat” duygusunda çalışabiliyor. Beynimizde güven duygusunu tetikleyen oksitosin seviyesi artıyor. Santagata ekliyor :

Google’ın yüksek hızlı ve talepkar ortamında başarı risk alma kapasitesine ve eşitler ve takım arkadaşları önünde kırılgan olabilme yetisine bağlı olabilir.

Tüm bunlardan psikolojik güven ortamı yaratmanın önemini anlayabiliyoruz. Peki bu ortamı yaratmak için neler yapılabilir, Santagata’nın kendi ekibi için uyguladığı yöntemlere bir bakalım:

1. Çatışmaya bir “uzlaşı aracı” olarak bakmak :  Biz insanlar kazanmayı sevdiğimizden daha fazla kaybetmekten nefret ediyoruz. Kaybetme duygusu çalışanlarda çaresizliği tetikleyen rekabetçilik, alaycı eleştiri ve bağlılığın azalması gibi sonuçlara yol açabiliyor. Aslında gerçek başarı bir “kazan-kazan” noktasına ulaşmak, bunun için de bir çatışma durumunda şu soru sorulabilir :

Her iki tarafın da isteyebileceği ortak bir çözüme nasıl ulaşılabilir?

2. Yüzyüze konuşma : Her ekibin “kim neyi nasıl yaptı” yüzleşmesinin altında insanların saygı görme, uzmanlık kazanma, sosyal kabul, otonomi elde etme gibi varoluşsal ihtiyaçları yatıyor. Bu ihtiyaçları görmek ve kabul etmek güven ortamını yaratıyor ve pozitf bir dili ve iletişimi teşvik ediyor. Santagata bu tür rekabetçi ortamlarda “onlar da bizim gibi” cümlesini kullanarak karşı tarafın yerine kendimizi koyup şu cümlelerle durumu tekrar değerlendirmeyi ve iki tarafın kabul edebileceği çözüme doğru ilerlemeyi öneriyor.

  • Bu insanın da “benim gibi” inançları, bakış açısı, fikirleri var.
  • Bu insanın da “benim gibi” umutları, gerginlikleri, kırgınlıkları var.
  • Bu insanın da “benim gibi” arkadaşları, ailesi ve belki de onu seven çocukları var.
  • Bu insan da “benim gibi” saygı görmek istiyor, takdir görmek istiyor, uzmanlığının görülmesini istiyor.
  • Bu insan da “benim gibi” barış, mutluluk ve eğlence istiyor.

3. Tepkileri ve bir sonraki adımları öngörün : “Bir ekibe mesajınızı iletmeden önce onların tepkisini düşünmeniz ve buna göre bir ifade kullanmanız önemli, aksi halde dinleyenler mesajınızı onların kimliğine veya egolarına bir saldırı olarak algılayabilirler”

Zor geçeceği belli olan diyalogları önceden iyi hazırlanarak daha olumlu bir hale çevirebilirsiniz. Örnek olarak karşı tarafın çok duyarlı olduğu bir konuda savunmaya geçmelerini önlemek için “veriler” üzerinden gidebilirsiniz. Santagata diyor ki, şöyle düşünürüm : “Ben kendi argümanımı şu şekilde söylediğim zaman karşı tarafın buna tepkisi ne olabilir, nasıl cevap verebilir, benim buna cevabım neler olabilir? Kendi argümanıma üçüncü bir göz gibi bakmak zayıf noktalarımı ortaya çıkarabilri ve pozisyonumu tekrar değerlendirmeme yol açabilir. Spesifik olarak şunları sorabiliriz ?

  • Benim ana iddia noktalarım nelerdir?
  • Dinleyen kişi(ler) bana hangi üç şekilde cevap verebilirler?
  • Bu üç farklı senaryoya benim cevaplarım neler olur?

4. Suçlamayı merakla değiştirin. Eğer ekip sizin onları suçladığınız algısına kapılırsa, onları azdıran vahşi bir hayvan durumuna düşebilirsiniz. Suçlama ve eleştiri çatışmayı bir sonraki aşamaya ilerletir, bu da bir tarafın savunmaya geçmesine yol açar. Suçlamanın alternatifi meraktır. Eğer karşı tarafın ne düşündüğünü biliyorsanız, o zaman bu diyaloğa hiç gerek yok demektir. Bunun yerine öğrenme odaklı ve meraklı bir düşünce yapısına geçin, şöyle :

  • Problemli gördüğünüz davranışı yargılamadan, tarafsız bir dille ve gerçekleri ifade ederek söyleyin. Örneğin : “Son iki ayda proje toplantılarına katılımında bir düşüş görüyorum, bu da görünüşe göre projende bir yavaşlığa sebep oluyor”.
  • Karşı tarafı durumu birlikte değerlendirmeye teşvik edin. Örneğin : “Bence burada birden fazla faktör rol oynuyor. Belki de birlikte bu faktörleri listelesek iyi olur.”
  • Çözüm için sorular sorun. Sorunu yaratan insanlarda büyük ihtimalle çözümün anahtarı da bulunur. Bu yüzden çoğunlukla herkes için olumlu olacak bir sonuç onların da çözüme katılmasıyla mümkün olur. Direk olarak sorabilirsiniz : “Sence bu noktada çözüm nasıl olmalı? veya “Senin için burada ideal senaryo nasıl olurdu?” Bundan sonra da en iyi soru şu olabilir : “Ben sana nasıl destek olabilirim?”

5. Mesajınızla ilgili geri bildirim isteyin. Mesajınızı nasıl ilettiğinizle ilgili direk geri bildirim istemeniz karşınızdaki insanın size olası saldırısını engeller, göremediğiniz olası kör noktaların ortaya çıkmasını sağlar, yanılgınız varsa ortaya çıkar. Bu da liderlerde güveni ve güven ortamını arttırır. Santagata zor diyalogları şu sorularla bitirmeyi öneriyor :

  • Mesajımda sence uygun olan ve olmayan yönler nelerdi?
  • Bu mesajı duymak seni nasıl hissettirdi?
  • Sence bu mesajı daha etkili nasıl iletebilirdim?

6. Psikolojik güven ortamını ölçün. Santagata ekibine düzenli olarak nasıl hissettiklerini soruyor ve onların güvenlik duygularını nasıl arttırabileceğini öğrenmek istiyor. Ayrıca bu konuda bir anket de düzenliyor. Bir örnek soru şu olabilir : “Bir hatanızı kabul ettiğinizde veya hata yaptığınızda size karşı bir eylem olmayacağına ne kadar eminsiniz ?”

Bu düzeyde bir psikolojik güvenlik yaratılabilmiş iş ortamlarında çalışan bağlılığı artar, motivasyon artay, öğrenme ve gelişme fırsatları artar ve performans da bunlara bağlı olarak artar.

Kaynak : https://hbr.org/2017/08/high-performing-teams-need-psychological-safety-heres-how-to-create-it

Kaktüsler, Dikenler ve Çiçekler – Işık Şerifsoy’dan değerli bir kitap

Dostum Işık Şerifsoy‘un “Yüksek performanslı takımlar yaratmak” temalı kitabı “Kaktüsler, Dikenler ve Çiçekler” yayınlandı. Bu bloğun temel konuları arasında yer alan liderlik, çalışan bağlılığı, delegasyon, iletişim, ödüllendirme, çalışanlar, şirket kültürü gibi konuları düzenli ve akıcı bir biçimde ele alan kitabı bu konulara ilgi duyan bütün profesyonellerin edinmesini diliyorum.

isik serifsoy

 

Işık kitabın başında “işine özen gösteren, motive, enerjik ekipleri oluşturan çalışanların 3 temel özelliği var” diyor, bunlar,

  • Sorumluluk alabilmeleri ve hesap verebilmeleri
  • Problem çözme yetileri, çözüm odaklı olmaları
  • Sadakat duygusuna sahip olmaları

Bu ekibi yaratmanın, korumanın ve geliştirmenin mümkün olması için de iş sahibinin üzerinde durması gereken konular yine üç maddede şöyle özetlenmiş:

  • Tutum / davranışlar
  • Delegasyon
  • Takdir / değerlendirme

Işık bu maddeleri kitabın sonraki bölümlerinde gerçek hayattan örnekler ve açıklamalarla zenginleştirmiş.

Her bölümün sonunda büyük firmaların üst düzey yöneticilerinden konu ile ilgili söyleşiler de kitaba eklenmiş. Ben de GE Türkiye Genel Müdürü Canan Özsoy ile olan söyleşiye katılmış olmaktan büyük mutluluk duydum. Canan hanım’ın 5 maddede ifade ettiği ve videosunda açıkladığı liderlik özelliklerini buraya da almak isterim.

  • Lider çalışılan ortamdaki fiziki koşullardan sorumludur.
  • Lider iyi bir iletişimcidir.
  • Lider vizyon yaratır, strateji oluşturur.
  • Lider motive eder.
  • Lider kapsayıcı ve çeşitlendiricidir.

Konusuna güzel bir katkı sağlayan bu kitap için Işık’ı kutluyor, devamını bekliyorum.

 

Çalışan Bağlılığının 14 yararı

Belirsizliğin arttığı, yatırımların daha dikkatle kararlaştırıldığı, geleceğe dönük negatif projeksiyonların şirketlerdeki kararları etkilediği zamanlarda, şirket yöneticileri sahip oldukları en değerli varlıklara tekrar bakma ihtiyacı duyabilirler : Çalışanlarına!

Böyle zamanlarda acaba çalışanların işlerine daha sıkı sıkıya sarılmalarının, performanslarını arttırmalarının, iletişimlerini daha etkili yapmalarının ve işe gelmekten hoşlanmalarını sağlamanın bir yolu var mı? Evet, çalışan bağlılığını arttırmak!

Önce aynı anlamı çıkarmak için Çalışan Bağlılığının bir kısa tanımını verelim : Çalışan Bağlılığı çalışanın işyerine karşı hissettiği düşünsel ve duygusal bağın gücüdür.

Happy-employees-612x354

Şimdi gelin yayınlanmış çalışmaların referanslarıyla Çalışan Bağlılığının yararlarına tekrar bir göz atalım:

1. Daha güvenli bir iş ortamı

Bağlı çalışanlar işyerlerine daha bağlı olduklarından etraflarının daha fazla farkındadırlar. Araştırmalar göstermiştir ki, daha bağlı çalışanların bulunduğu iş yerlerinde %70 oranında daha az iş kazası meydana gelmiştir.

2. Daha sağlıklı çalışanlar

Bağlı çalışanların obez olma ihtimallerinin daha düşük olduğu gösterilmiştir. Aynı zamanda bağlı çalışanlar daha az kronik hastalık yaşayıp, daha sağlıklı beslenip daha çok fiziksel eksersiz yapıyorlar. Peki bu neden olabilir? Bağlılığa daha önem veren iş yerleri çalışanlara çeşitli ek imkanlar sunarak onların sağlıklı olmasını destekliyorlar. Daha sağlıklı çalışanlar da daha başarılı bir şirket performansı demek oluyor.

3. Daha mutlu çalışanlar

Bağlılık kültürünü destekleyen şirketlerde yüksek stres yaratan yatay çalışan baskısı, işten atma ve buna benzer yöntemler uygulanmaz, bunlar yerine çalışanlar başarıyı ödüllendirme, 1-1 toplantılar, 360 derece geri beslemeler gibi yöntemlerle çalışanı motive ederler. Böyle olduğunda da daha az gergin ortamlarda çalışanlar daha mutlu olurlar ve stresin yarattığı yıkıcı etkiler en aza indirilmiş olur. Amerika Psikologlar Derneği her yıl iş yerindeki strese bağlı 500 milyar doların ekonomik değer olarak çöpe atıldığını tahmin ediyor.

4. Daha fazla çalışan tatmini

Çalışan tatmini çalışan bağlılığından farklıdır. Çalışan tatmini çalışanın işe gelmeye devam etmesi için gerekli minimum bağı ölçer, çalışan bağlılığı ise her çalışanın bağlılığını arttırmayı hedefler. Bu farka rağmen aslında bu kavramlar bağlantılıdır, çalışan tatminini arttırmaya dönük programlar da yapılabilir. Amerikalıların %13’ü, işinden tatminsiz  veya son derece tatminsiz durumdadır. Bu çalışanların bağlı olmadığını da rahatlıkla ifade edebiliriz.

5. Daha iyi ev yaşamı

Kansas’ta yapılan bir araştırmaya göre “Bağlı çalışanlar daha mutlu bir ev hayatına sahip”.. Bir sonuç cümlesi şöyle diyor:

Pozitif bir ofis deneyimine sahip çalışanlar bunu evde eşleriyle paylaşıyorlar ve evdeki sorunların çözümünde kendilerini daha başarılı hissediyorlar.

Diğer bir deyişle, bağlı çalışanlar sadece ofiste değil evde de daha mutlu bir ortama katkıda bulunuyorlar. Sürekli işteki sorunlarından bahsetmedikleri için çocuklarına daha fazla vakit ayırabiliyorlar ve evde de daha pozitif bir ortama katkıda bulunabiliyorlar.

6. Daha az işe gelmeme

Bağlı çalışanlar işlerine yatırım yapıyorlar, kendilerinin ve ekiplerinin başarısı için yürekten çabalıyorlar. Bu durumda tabii ki işe geliyorlar, büyük bir hevesle işe sarılıyorlar. Bağlı çalışanlar şirketin ve ekibinin hedeflerinin bilincinde eyleme geçiyorlar ve her gün işleri yapmak, çözümler bulmak için işe geliyorlar. Yapılan bir araştırmada bağlı çalışanların çoğunlukta olduğu iş yerlerinde %41 oranında daha az işe gelmeme olayı yaşanmış.

7. Daha yüksek işe devamlılık

Çalışanlar yeteneklerini kullanamayınca, yeteri kadar mücadele etmesini gerektirecek işler alamadığında, işlerinden zevk alamadıklarında o şirketten ayrılma eğilimleri artar. Buna karşın bağlı çalışanların yeni iş arama eğilimleri daha düşüktür.

8. Daha yüksek iş sadakati

Genç nesiller iş hayatına katıldıkça, iş sadakatinin tanımı da değişiyor. Bir süre önce şirketin vizyonuna bağlılık olarak tanımlanan sadakat, süratle kısa vadeli bir ilişkiye dönüşebiliyor. Ve korkutucu bir çalışma sonucu : İş aramıyor olsa bile çalışanların %46’sı daha iyi bir iş teklifi gelmesi halinde ciddi olarak düşüneceğini belirtiyor. Bir çalışanın yeni bir iş aramıyor oluşu daha iyi bir teklif geldiğinde ayrılmayacağı anlamına gelmez. Çalışanlar şirketin hedefleriyle kendi hedeflerini birleştirebildiklerinde, önlerine onları geliştirecek zor görevler geldiğinde ve çalışmalarının karşılıklarını aldıklarında ayrılmayı düşünmezler.

9. Daha iyi müşteri hizmetleri

Özellikle hizmet sektöründe müşteri deneyiminin önemi her gün artıyor. Çalışanlar bağlı olduğu zaman müşterilere daha iyi hizmet verilir, bağlı çalışanlar işlerine ve dolayısıyla müşterilerine derinden bağlıdır. Ve işiniz için iyi bir haber : Daha iyi müşteri hizmetleri veren şirketlere müşteriler ortalama olarak %13 daha fazla para harcarlar. Çalışanın işini severek yaptığını gördüğümde ben de sipariş miktarımı arttırıyorum.

10. Daha fazla kalite

Tom Peters diyor ki:

Kaliteli ürünleri yeni teknikler ortaya çıkarmaz, fakat insanlar çıkarır. İnsanlar eğer yaratıcılıklarına değer verildiğini görürlerse daha da iyi iş çıkarırlar.

Bağlı çalışanlar daha az hata yaparlar ve daha büyük ihtimalle yüksek kaliteli işler ortaya çıkarırlar. Yapılan çalışmada bağlı çalışanların olduğu şirketlerde %40 daha az kalite hataları tespit edilmiş.

11. Daha yüksek verimlilik

Şirketler verimliliği arttırmak için çok farklı yöntemler deniyorlar, bunlar giyilebilen teknolojilerden, ofisi bir ormana dönüştürmeye kadar uzanabiliyor. Fakat gözlerinin önündeki çözümü bazen göremiyorlar: Çalışan bağlılığını arttırmak… Bağlı çalışanlar daha etkili çalışıyorlar, daha az tekrar yapıyorlar, bunlar da verimliliği arttırıyor. Yayınlanan çalışmalara göre bağlı çalışanlar diğer çalışanlara göre %17 daha verimli çalışıyor.

12. Daha yüksek satış

Daha iyi müşteri hizmetleri + daha fazla verimlilik + daha kaliteli iş ? Herhalde tahmin ettiniz, bağlı çalışanların bulunduğu organizasyonlar daha az bağlı çalışanların olduğu şirketlere göre ortalama %20 daha fazla satış yapmışlar. Yayınlanan bir çalışmaya göre liderlerin çalışan bağlılığını arttırma yönündeki davranışları aynı zamanda iş sonuçlarının arttırılmasında da rol oynuyor.

13. Daha yüksek kârlılık

Yine bağlı çalışanların olduğu şirketler olmayanlara göre %21 daha kârlı sonuçlara ulaşmışlar. Böyle güzel bir çeyrek dönemi yaşadıysanız Çalışan Bağlılığına yatırım yaparak bu yükselişi koruyabilir, geliştirebilirsiniz.

14. Daha yüksek borsa performansı

Şöyle bir bağlantıyı duymuş olabilirsiniz… Bağlılık – Kârlılık zinciri

“Bağlı çalışanlar…

daha iyi hizmete…  o da…

daha yüksek müşteri memnuniyetine, o da…

artan satışlara, o da,

daha yüksek kârlılığa, o da…

daha yüksek yatırımcı geri dönüşüne / borsa performansına yansır.

 

Güven ortamı yaratmak : Liderlere öneriler

2017’nin başında HBR’de yayınlanan bu yazı birkaç konuyu bir arada ve netlik içinde sunduğu için ilgimi çekti, burada kısa bir özet vermek istedim.

Problem : Liderler çoğunlukla çalışan bağlılığındaki düşüklüğün “değer kaybına” yol açtığını biliyorlar fakat çözüm konusunda emin değiller. Bazen sorunu çözmek için kısa vadeli maddi ödüllere başvuruyorlar, fakat bunlar o kadar da etkili olmuyor.

Çözüm : Bilimsel çalışmalar da gösteriyor ki, çözüm “güven ortamı” yaratmaktan geçiyor. Bunu yapmak için de temel 8 davranış, takım çalışmasını daha mümkün kılan oksitosin hormonunun salgılanmasına yol açıyor.

Sonuç : Güven ortamını yaratırsanız, oksitosin sayesinde çalışanların enerji seviyesini yükseltir, işbirliğini arttırır, daha bağlı bir çalışan grubu yaratabilirsiniz.

Görülüyor ki şirketlerde güven ortamı anlamlı bir farklılık yaratıyor. Güven ortamının sağlandığı organizasyonlarda çalışanlar daha verimli, daha enerjik ve daha işbirlikçi davranıyorlar. Stresten daha uzakta oluyorlar ve iş dışı hayatlarında da daha mutlular.

Daha düşük güven ortamı olan firmalarla karşılaştırıldığında yüksek güven ortamına sahip firmalardaki çalışanlarda %74 daha az stres, %106 daha fazla enerji, %50 daha verimli çalışma, %13 daha az hastalıktan dolayı kayıp iş günü, %76 daha fazla bağlılık, %29 hayatlarından daha fazla tatmin olma, %40 daha az psikolojik yıkım gözlenmiş.

teamwork

Güven ortamı nasıl yaratılır?

Mükemmel davranışları ödüllendirin

Beyin çalışmalarında görülüyor ki, ödüller şu özelliklere sahip olduklarında en fazla etkiyi gösteriyorlar :

  • Hedefe ulaşıldıktan hemen sonra verilirse,
  • Yatay iş arkadaşlarından gelirse,
  • Somutsa,
  • Beklenmedikse,
  • Kişiselse,
  • Herkese açık verilmişse…

Herkese açık ödüller kutlama duygusunu arttırdığı gibi, diğer çalışanlara da motivasyon yaratabilir. Ödül kazananlar deneyimlerini herkesle paylaşabilirler, böylece organizasyon başarı yolunu öğrenebilir.

Uygun hedef belirleyin

Bir müdür ekibine zor fakat başarılabilir bir hedef verdiğinde oksitosin ve adrenokortikotropik hormonlar sayesinde odaklanma artar, birlikte çalışma duygusu yükselir. Eğer ekip hedefe varmak için birlikte çalışma ihtiyacı duyuyorsa beyin aktivitesi buna göre şekillenir. Bu ancak hedefe varılabiliyorsa ve net bir final noktası varsa mümkün olabilir. Belirsiz veya başarılması çok güç olan hedefler insanları daha başlamadan demotive eder. Liderlerin sorumluluğu hedeflerin çok kolay veya çok zor olmadığını denetlemektir.

İnsanlara kendi işlerini yaparken özgürlük verin

Çalışanlar eğitimlerini aldılarsa, mümkün olan her projede onlara işlerini kendi bildiklerince yapmaları için özgürlük verin. Güvenilmek en büyük motivasyon kaynaklarından biridir. 2014’te yapılan bir araştırmaya göre çalışanların yarısı kendi yaptıkları işte kontrollerinin artması durumunda %20’lik bir maaş artışını reddetmeye hazır olduklarını belirtmişlerdir.

Otonomi (özgürlük) insanları farklı yollar denemeye teşvik edeceği için inovasyonu da körükler. Uzaktan denetleme ve risk yönetimi süreçleri yenilik denemeleri sırasında olası negatif sonuçları önler. Başarılı proje sonrası toplantılar da takımdaki tüm çalışanların olumlu deneyimlerden öğrenmelerini sağlar.

İş seçimi özgürlüğü verin

Şirketler çalışanlara yapacakları işi seçme ve diğerleri ile paylaşma özgürlüğü verirlerse daha odaklanmış bir çalışma grubu yaratabilirler. Bazı yeni start-up firmalarında çalışanların bir titri yoktur, herkes bir çalışma grubuna katılabilir. Proje bazlı çalışma grupları katılımda hedeflerin net belirlenmesi ve proje sonunda katkının tanımlanması esasına dayalı olarak başarılı sonuçlar vermektedir.

Bilgiyi paylaşın

Yapılan bir araştırmada çalışanların sadece %40’ı firmalarının hedefleri, stratejileri ve taktikleriyle ilgili bilgilendirildiklerini belirtmişlerdir. Firmanın hedefi ile ilgili belirsizlik stres seviyesini arttırarak takım çalışması duygusunu azaltır. Açıklık çözümdür. Şirketler uçuş planlarını çalışanlarıyla paylaştıkça belirsizlikleri azaltabilirler. Sürekli iletişim bu noktada çözümdür, 195 ülkede 2.5 milyon ekiple yapılan bir çalışmada bağlılığın müdürün günlük iletişimleriyle arttığı tespit edilmiştir.

İnsani ilişkileri geliştirin, arttırın

Oksitosin hormonunun aktif hale getirdiği beyin ağı insanın evriminde gerilere gider, yani aslında güven ve sosyal olmak doğamızda var. Fakat çoğunlukla işimizde görev odaklı olmaya eğilimliyiz. Yapılan çalışmalar, işyerinde sosyal ağını genişleten ve arkadaşlıklar kuran çalışanların daha iyi performans gösterdiklerini gösteriyor. Yine Google tarafından yapılan bir çalışmaya göre ekiplerinin iyiliği ve kişisel dünyasın ile içtenlikle ilgilenen müdürler daha başarılı oluyorlar.

Bütünsel kişisel büyümeye destek olun

Güven ortamı yüksek ofislerde çalışanlar profesyonel olarak ve kişisel olarak büyürler, gelişirler. Birçok araştırma gösteriyor ki, sadece profesyonel alanda yeni yetenekler kazanmak, eğitimler almak bütünsel gelişim için yeterli olmuyor. Eğer ilginiz olan diğer alanlarda da kendinizi geliştirmiyorsanız, profesyonel hayatınız da bundan negatif olarak etkilenebilir. Bu şirketlerde “yetenek yönetimi” alanının da bir odak noktasıdır. Bunun bir sonucu olarak şirketler yıl sonu geriye bakılarak yapılan performans değerlendirme süreçlerinden vazgeçmeye başlamış, müdür ile çalışan arasında sürekli ve iki yönlü profesyonel ve kişisel iletişimi geliştirme yönünde çalışmaya başlamıştır. Bir örnek soru müdürün çalışana “senin bir sonraki işini alman için yeteri kadar destek olabiliyor muyum?” diye sormasıdır.

Kırılganlığınızı gösterin

Güven ortamında çalışan müdürler iş arkadaşlarına işleri yapmalarını söylemek yerine onların yardımını isterler. Bu tür bir yaklaşımın güveni arttırdığı, işbirliği duygusunu arttırdığı ve oksitosin salgılanmasını yükselttiği gösterilmiştir.  Hedefe odaklanmış kendine güvenli bir müdürün yardım istemesi doğaldır.

 

Kaynak : https://hbr.org/2017/01/the-neuroscience-of-trust

İnsan Kaynakları Çalışan Bağlılığını nasıl arttırabilir?

Çalışan bağlılığı aslında liderin, insan kaynaklarının ve sonra da şirkette anahtar konumdaki herkesin sorunudur, sorumluluğudur ancak yaygın algı bu konunun insan kaynakları profesyonellerinin iş tanımı içinde olduğudur. Çalışan memnuniyeti anketi yapıldıktan bir yıl sonra, genel müdür insan kaynakları müdürünü çağırır ve geçen yılki anketten bu yana neler yapıldığını sorar. İK müdürü bu toplantıya hazırlanmıştır, kahve makinasının değiştirilmesinden, şikayet kutusunun kurulmasından, ortak bir ofis dışı aktivitenin organize edilmesine kadar bir dizi “tedbir” alınmış olabilir.

HR - engagement

Daha önce de belirttiğim gibi, çalışan bağlılığı “maddi” destek ve süreçlerden daha fazla çalışanların kalbine ulaşmakla artar, bu artış da iş sonuçlarına pozitif yansır. Bu bağlamda ben bu yazımda direk insan kaynakları profesyonellerine seslenmek, onlarla empati yapmak ve bazı önerilerde bulunmak istiyorum.

Çalışanlarla bağsızlık sebeplerini ortaya çıkarmak için görüşmeler yapmak ve onların fikirleriyle bazı öneriler geliştirmek

Her çalışanın kişisel bağlılık yaklaşımı farklı olabilir. Hedef kitlenizle yapacağınız bire bir ve derinlikli sohbetler hem çalışanlarınızı tanımanızı sağlar, hem de onlardan gelecek öneriler daha etkili olacaktır. Bir etki yaratarak şirkete bağlanan ve çoğunlukla genç yaşta olan çalışanlarınız bu yaklaşımınızı takdir edecek ve uygulanabilir anlamlı önerilerle geleceklerdir.

Birlikte çalıştığınız üst düzey yöneticinizi çalışan bağlılığı konusunda bilgilendirin. Daha bağlı çalışanlar daha iyi iş sonuçları getirir.

Tüm üst düzey müdürlerin çalışan bağlılığı ile ilgili sizinle aynı sayfada olduklarını düşünmeyin. Bu konuda onların bilgi ve farkındalık seviyelerini arttırmak da sizin görevinizdir. Bu şekilde siz bağlılığı arttıracak bir proje ile müdürünüze yaklaştığınızda hikayenizi anlatmanız daha kolay olacaktır.

Müdürlere neden sadece müdür değil aynı zamanda bir mentör olmaları gerektiğini anlatın.

Bu özellikle genç nesil için önem taşıyor, zira onlar kendileriyle ilgilenen, profesyonel gelişmelerini takip eden bir müdürleri olmasını önemsiyorlar. Yaşlarından bağımsız olmak üzere müdürler koçluk ve mentörlük tekniklerini kendi profesyonel hayatlarına uyguladıklarında daha olumlu bir çalışan – müdür ilişkisini yaratabiliyorlar.

Müdürlerin çalışanları ile aktif bir profesyonel gelişim / kariyer diyaloğu içinde olmaları konusunda teşvik edin.

Bu iki önemli amaca hizmet eder… Hem genç çalışanların önemsediği “senin profesyonel gelişimini izliyorum ve destekliyorum” mesajının verilmesine hem de “sana insan olarak değer veriyorum” mesajının verilmesinde… Biliyoruz ki Y nesli önceki nesillere göre daha yoğun bir anne-baba ilgisi ile büyüdü ve profesyonel yaşamda da buna benzer bir ilgi ihtiyaçları var.

Müdürlerinizin çalışanları ile birlikte çalışarak onların ilgi alanları ve yeteneklerinin gerçek hayatta çözülmesi gereken sorunlarla ilişkilendirilmesini takip edin.

Çalışanlar kendi yetenekleri fark edildiğinde ve bu yeteneklerini kullanabildikleri ölçüde bağlılık gösterirler ve performansları artar. Müdürler bu yeteneklerin ortaya çıkmasına ve kullanılmasına destek verdiklerinde çalışana özel bir iş deneyimi yolunda ilerlemiş olurlar bu da daha yüksek bağlılığa yol açar. Bu yine özellikle Y nesli için önemlidir, zira onlar iş deneyimini hayatlarının ayrılmaz bir parçası olarak görüyorlar, yani kompartmanlara ayrılmış ve ilişkisi olmayan bir iş hayatı ve özel hayat ayrımı yapmıyorlar.

Müdürlerin sürekli ve etkili geri besleme vermelerini destekleyin ve bu konuda eğitim almış olduklarından emin olun. 

Yapıcı geri besleme vermek müdürlerin genelde iyi olmadıkları bir konudur. Çalışanlar açısından bakıldığında ise yaptığı işle ilgili müdürünün nasıl düşündüğünü bil(e)memek ciddi bir gerginlik kaynağı olabilir. Bu yine Y nesli için daha önemli olabilir zira onlar sürekli bir geri besleme ve yüreklendirme ile büyüdüler. “Yapıcı” derken genelde “negatif ve gelişme gerektiren” alanların belirtildiği geri besleme anlaşılsa da aslında burada kastettiğim davranış değişikliğini tetikleme potansiyeli olan geri beslemedir. Bu bağlamda sürekli geri beslemenin ayrılmaz bir parçası aynı zamanda istenen ve olumlu olan davranışlarla ilgili de geri besleme vermektir.

Müdürleri insan ilişkilerine daha önem verme yolunda yüreklendirin

İnsan ilişkilerine daha önem vermek aslında sadece “iş” konuşmamak, çalışanları ve iş arkadaşlarını insan olarak görmek, onlarla ilgilenmek, onlarla iş dışındaki konularla ilgili de konuşmak anlamına gelir. Bu şekilde kalpten kurulan bağlar insanları birbirine yaklaştırır ve birlikte daha uyumlu ve etkili çalışmalarını sağlar. Daha farklı söylersek, müdürüne ve ekibine kalpten bir yakınlık duymayan bir çalışan daha az bağlıdır ve genel iş kültürünü olumsuz etkileme potansiyeli taşır.

Ters mentörlük denemeleri yapın

Genç çalışanların daha deneyimli çalışanlara mentörlük verdiği uygulamalar olumlu sonuçlar verebilir. Bu şekilde deneyimli çalışanlar hem genç arkadaşını tanır hem de yeni neslin istekleri, yaklaşımları, beklentileri ile ilgili içgörü sahibi olabilirler.

Potansiyeli yüksek genç bir çalışana “büyük resmi” gösterin

Yükselme potansiyeli olan bir genç çalışanı şirketin genel durumun ve amaçlarını daha yakından görüp anlayabilmesi için belli toplantılara katılmak için teşvik edin. Tabii, birlikte çalıştığınız müdüre bunun faydalarını anlatıp yolu açmak sizin görevinizdir. Bu şekilde genç çalışan daha önemli hissedecek, öğrenecek ve şirkette daha etkili olmanın yollarını bulacak ve böylece daha bağlı olacaktır.

Şirketinizin insanların hayatına nasıl dokunduğunu anlatan hikayeler yaratılmasına katkı verin

Bu hikayeler şirketin “varolma sebebini” şirket içinde ve dışında uygun şekilde anlatılmasına, hem çalışanların hem de müşterilerin bu hikayelerden olumlu şekilde etkilenmesine yarar. Bu konuda pazarlama ekibi ile birlikte çalışabilirsiniz. Bir örnek olarak BMW çalışanları tarafından hazırlanan şu videoyu beğendim.

Çalışanların emeklerinin fark edilmesini sağlayın

Çalışanların yaptıkları ile ödüllendirilmeleri onlara “seni görüyoruz ve destekliyoruz” mesajının verilmesini ve çalışanın bağlılığının artmasını sağlar. Özellikle bu ödül o çalışanın “hikayesi” ile birleşirse etkinliği artar ve diğer çalışanlara örnek olur. Önemli bir konu da bu ödüllendirmenin düzenli yapılmasıdır.

Peki tüm bunlarla ilgili neler yapabilirsiniz?

Çalışan bağlılığı konusu önem kazandıkça bu konuda pazarda bazı çözüm önerileri bulabilirsiniz, bu konuda uzman bazı firmalarla çalışabilirsiniz. Yukarıda gördüğünüz bu aktiviteleri bir arada sunan alternatifler var. Eğer bu konuda bilgi almak isterseniz bana ulaşabilirsiniz.

Esinlenme : https://www.tlnt.com/how-hr-can-save-us-from-employee-engagements-epicfail/

Google’a göre en iyi ekiplerin temel özelliği

Google 2012 yılında ekiplerin başarılı olmasının sırrını çözmek için çok büyük bir çalışma başlattı, ortaya çıkan bulgular yayınlandı. Google’ın İK bölümü 50 yıllık araştırmaları inceledi, yüzlerce görüşme yaptı ve birçok ekibi gözlemledi.

Google olduğuna göre şöyle düşünmek kolay geliyor değil mi, herhalde data analitik ve algoritma çalışmaları yetenekli ve uygun karakterli insanların oluşturduğu ekiplerin daha başarılı olduğunu gösterecek…

Yanlış!

Google.JPG

Takım başarısını öngören temel özellik

Google ilginç bir şekilde, ilgi göstermek, kişilik özellikleri, yetenek, geçmiş tecrübeler, ofis dışı arkadaşlıklar ve introvert veya extrovert olmanın takımın başarısında yok denecek kadar az etkisi olduğunu gözlemledi.

Fakat, temel bir özellik buldular : Güvenli ortam. ( psychological safety ) Gelin buna biraz daha bakıp alt özelliklerini inceleyelim.

Güvenli ortam demek, ekipteki çalışanların korkmadan, yargılanma veya reddedilme korkusu yaşamadan risk alabilmelerini sağlayan kültürü işaret eder.

Eğer güvenli ortam varsa, ekipler :

  • Duygusal tartışmalara açıktırlar,
  • İntikam korkusu olmadan paylaşımlarda bulunabilirler ;
  • Birbirleriyle zor diyaloglara girebilirler ;
  • Empati gösterirler ;
  • Karşılıklı konuşmada sıra ile konuşmaya özen gösterirler ;
  • Hata yapıldığında kabul ederler.

Yönetici Özeti

Google’ın bulgularına göre güvenli ortam sağlandığında bu ekipteki her çalışana ulaşıyor, etkili oluyor, bu da ekibin devamında bölümün ve şirketin başarısına yardımcı oluyor.

Güvenli ortamın yaratıldığı ekiplerde çalışanların Google’dan ayrılma eğilimleri daha düşük, ekiplerindeki farklı fikirleri anlama ve tartışma sayısı daha fazla, şirkete daha fazla satış getiriyorlar ve üst düzey yöneticiler tarafından en az iki kat daha etkili ve başarılı olarak nitelendiriliyorlar.

Yöneticilere bir öneri şu olabilir,

“Mükemmel ekibi yaratma üzerinde odağınızı biraz azaltın, ve karşılıklı dürüst diyaloğu, dinlemeyi ve empatiyi sağlayabilecek bir ortam yaratmaya daha çok odaklanın.

Kaynak : https://www.tlnt.com/googles-main-ingredient-for-building-great-teams/