Gallup Raporlarından Süzülen Global Trendler

Çalışan Bağlılığı, çalışan deneyimi, işveren markası gibi kavramlarla ilişkili verilere bakmak ve konulara global ve yukarıdan bakarak anlamak, bunun üzerine ülkemizdeki ve şirketimizdeki konulara teşhis koymak bence çok faydalı bir yöntem, bunun için de Gallup’un herkesin kullanımına açılmış raporlarına bakmak uygun olur diye düşünüyorum, buyurun,

gallup reports

Liderler şirketlerinde takım yöneticilerinin deneyimlerini anlamak ve iyileştirmek durumunda

Orta seviye yönetici veya takım lideri dediğimiz roller şirketlerde kilit önemde. Son dönemde çalışan bağlılığı üzerine ziyaret ettiğim firmalarda bu rollerle ilgili özel önem verildiğini ve bu kişilerin çeşitli becerilerinin arttırılması için genel müdürlerin dertlendiğini gördüm. Bu da “liderlik” boşluğu dediğimiz kavramı anlamamı sağladı.

Gallup raporlarına göre orta seviye yöneticilerin beklentilerle ilgili kafalarının daha az net olduğu ve geçmişe göre daha yüksek stres yaşadıkları saptanmış. 

Ekip yöneten yöneticilerin çalışanların bağlılığında çok önemli bir unsur olduğunu biliyoruz, onların deneyiminin olumsuz olması tüm kültürü de olumsuz etkileyebilir.

Çalışan deneyiminiz işveren markanızı yaratır

Artık son derece şeffaf bir dünyada yaşıyoruz. Çalışanların bir şirketteki deneyimi o şirketin yetenekli çalışanları işe alması sürecinde önemli bir rol oynuyor.

Raporlara göre çalışanları sadece yüzde 12’si şirketlerin “işe alma sürecinde” (onboarding) iyi bir deneyim sunduğunu belirtmiş. İşe alım / başlama süreci çalışan bağlılığını da çok yakından etkiliyor. Şirkete katılırken olumsuz deneyim yaşayan çalışan uzun vadede şirkete bağlanmakta zorluk yaşıyor.

Şirketten ayrılma deneyimi de bu sürecin bir parçası. Şirketlerinden olumlu bir deneyimle ayrılan çalışanlar bu şirketi diğer insanlara 3 kat daha fazla tavsiye edebiliyor. Yani çıkış görüşmesi, hakların uygun şekilde verilmesi, istifa ise uygun süreçlerin çalıştırılması, çıkarken çalışana takdir ve saygı göstermek şirketin daha fazla tavsiye edilmesini sağlıyor.

Ayrılan çalışanların yüzde 52’si şirketin veya müdürlerinin onlar için birşeyler yapabileceğini ve / veya ayrılmalarını engelleyebileceklerini belirtmiş. Bu da müdür çalışan diyaloğunun ne kadar önemli olduğunu tekrar hatırlatıyor. IBM de insan kaynakları bölümünde çalıştırılan yapay zeka yazılımları sayesinde ayrılmayı düşünen çalışanları %95 doğrulukla önceden tespit edebildiklerini duyurmuş. Bu tartışmaya değer ayrı bir yazı konusu..

Herkesi içeren bir kültür için saygı

Herkese ayrımcılık yapmadan davranan bir kültür yaratmak bugünün önemli konularından biri.

Yapılan ankette Amerikan çalışanlarının “İşyerinde bana saygı gösterilir” sorusuna “aynı fikirde değilim” veya “hiç aynı fikirde değilim” yanıtını verenlerin yüzde 90’ı iş yerinde ayrımcılık ve mobbing tecrübesi yaşadığını belirtmiş. İş yerinde ayrımcılık yapılan, yapılmış ve ispatlanmış ayrımcılık uygulamalarına ses çıkarmayan, her zaman şikayet edenden değil müdüründen yana tavır koyan şirketler bu konudaki “marka”larını da her yeni deneyimle oluşturuyorlar. Artık sosyal medya sayesinde bu tür ayrımcı uygulamalar yapan firmalar herkes tarafından biliniyor. Özellikle Y ve Z kuşağı “Ben şu firmada çalışmam” tavrını koyabiliyor.

Çalışan Bağlılığı yükselişte..

ABD’de 6 puan, Türkiye’de 10 puanlık artışlarla çalışan bağlılığı raporları yakından takip ediliyor. Gallup’un tanımıyla, çalışan bağlılığı arttıkça işlerine enerji ile gelen, şirketine bağlı hisseden ve destek gören çalışanları arttırmak önemli bir hedef. Ben de tam bu hedef için çalışmaktan dolayı mutluyum.

Çevik şirketler yaratmak

Çeviklik (Agility) de artık bir moda sözcüğün ötesine geçti. Çok sayıda çalışma, firma, iyileştirme çalışması bu kavram üzerinden yapılıyor. Maalesef Fransa, Almanya, İspanya ve Birleşik Krallık’taki çalışanların sadece yüzde 20’sinden azı çevik bir firmada çalıştıklarını söylemişler. Benim algılamam şu yönde, süratli, hızlı adapte olabilen, müşteri ve çalışan odaklı değişimin süratli olduğu firmalar bunlar.

Aşırı çalışmaktan acil servise düşmek?

Aşırı çalışma / tükeniş (Burnout) çalışanın sağlığını, ilişkilerini, verimliliğini ve kariyer gelişimini çok olumsuz yönde etkiliyor. Buna rağmen çok sayıda çalışan kapasitelerinin çok üzerinde çalışmak zorunda oldukları işlerde çalışıyorlar.

Gallup’a göre çalışanların yüzde 67’si bazen veya sıkça aşırı çalışmak zorunda olduklarını belirtmişler.

Artık tükenme noktasına geldiklerinde de…

  • Yüzde 63’ü hastalık izni alıyor
  • Yüzde 23’ü acil servise gidiyor
  • Bu duruma gelmiş çalışanlar şirketi 2.6 kat daha fazla terketme eğilimi gösteriyor.

Bunlar bence uzun vadeli trendler, bir çoğu ile ilgili aktif olarak tartışıyor ve deneyim ediniyoruz. Yapay zekanın insan kaynakları alanında kullanımı ile ilgili daha genişleyecek bir tartışma da bizi bekliyor.

Kaynak : https://www.gallup.com/workplace/245786/gallup-reports-share-leaders-2019.aspx?

Çalışan Bağlılığı İşe Alımda Önemli bir Kriter olabilir mi?

Şu içinde bulunduğumuz ortamda insan kaynakları profesyonellerinin işi çok kolay değil. Çalışanın şu yolculuğunda önemli rol oynuyorlar ve işletmelerin başarısında önemli bir paya sahipler.

  • Yetenekli çalışanı bul. (Kafa Avcıları – İşe alım firmaları)
  • Yetenekli çalışanın şirketini tercih etmesini sağla. (İşveren markası)
  • Yetenekli çalışanı doğru bir işe alım süreciyle şirkete kazandır. (İşe alım)
  • Çalışanı şirkette tut. (Çalışan Bağlılığı)
  • Çalışanın gelecek planlamasını yaparak yeni misyonlarla performansını yüksek tut. (Çalışan Bağlılığı & Performans Yönetimi)

Bu yazıda işe alım sürecinde bilinen kriterlerin ötesinde adayın şirket içinde göstereceği davranışın bir kriter olarak alınması gerekliliğinden söz edeceğim.

Temel uzmanlık eğitimi ve ilgili sektör tecrübesi olan çalışanlara yeni iş becerileri edindirmek başarılabilir, bir elektronik mühendisi konusu içindeki bir sektörden diğerine geçebilir, bir satış müdürü farklı bir sektör ve ürün grubunda farklı bir firmada satış ekibi yönetebilir. Üretimde çalışan bir çalışan, belli eğitimlerle farklı bir üretim bandında da çalışabilir. Bu “meslek içi eğitim” zaten planlanıyor ve şirketlerimiz bu gereksinim için zaman ve para harcıyorlar. Ancak, bu gerçekle birlikte, işe alım sırasında görüştüğümüz çalışanların işe alındıktan sonra şirket içinde sergileyecekleri “davranışları” öngörülebilir mi? Zira biliyoruz ki, çalışan bağlılığını belirleyen işte bu davranışlardır. Yeni çalışanın davranışları “kültüre” uyum motivasyonu ile belli bir süre çekinik kalabilir. Bir süre sonra çalışan “ben” demeye başlar, etrafı gözler, “kendimi nasıl ifade edeceğim” diye sorar ve kişiliği doğrultusunda hareket etmeye başlar. Bu çalışanı “biz” dedirtecek bir kültür varsa, hem o çalışanın bağlılığı artar, hem de genel olarak ortama olumlu dalgalarla etki edecek bir çalışanla karşılaşmış oluruz.

Organizasyonel başarı modeli

İşe alımda şu üç özelliğe sahip çalışanların eşitler arasında tercih edilmesi çalışan bağlılığına ve uzun vadede şirket kültürünün olumlu olmasında faydalı olacaktır :

Entegratör

Bu tipteki çalışanlar bir projede tartışma sırasında tüm görüşleri alarak bir ortak bir yaklaşım oluşturabilirler. Grup içinde olmak isterler ve aynı zamanda tüm olup biteni anlamak için de zaman kullanırlar. Grup içindeki insanlar arasında bağlantı sağlayabilirler, insanları “okuyabilirler”, empati güçleri yüksektir. Bu tür bir insanla çalışarak ekiplerinizin verimliliğini arttırabilirsiniz.

Yenilikçi

Yenilikçiler işleri tamamlamak için yeni yollar arayan çalışanlardır. Sorunlara farklı gözlerle bakmayı severler ve daha verimli, daha iyi çözümler için yeni fikirler getirirler. Bu kişiler iş akışı oluşturulmasında da çok becerikli olabilirler.

Avukat

Hepimiz arkamızda birilerinin durmasını isteriz. Takım içinde insanların birbirine güvenmesi ve desteklemesi çalışan bağlılığını da arttırır. Avukat kendi prensipleri ve görüşleri çerçevesinde bir konuda görüş bildirmekten çekinmeyen çalışandır.

İşe alımda geleceği de düşünüyor musunuz?

Yetenek savaşları ve Çalışan Bağlılığı

Son dönemde şirketlerin üzerinde durdukları bir kavram da “Yetenek savaşları”, bir konuda, yaptığı işte yüksek performans gösteren ve göstereceği bilinen çalışanların “tercihi” olabilmek için yarışıyor şirketler… “İşveren markası” kavramı da bu tartışma içinde filizlendi ve basitçe işveren olarak belli bir marka yaratırsak, bu yetenekli çalışanların tercihi olabiliriz diyor şirketler…

İşveren markası yetenekli çalışanı çekebilir, ya sonrası? Şirkette “kalmak”, yaptığı işten tatmin olmak, bir değişimin parçası olmak, gelişim süreçlerini görmek, müdürüyle geliştirici bir ilişkide bulunmak gibi “şirkette kalmayı” sağlayan özelliklerin tümü “çalışan bağlılığı” ile ilgili… Yani, çalışan bağlılığı konusunda çalışır, bu konuya yatırım yapar, bu konu ile ilgili sürekli bir duyarlık geliştirir, olayların sebep ve sonuçlarını bu pencereden de değerlendirirseniz, çalışanın şirkette “kalması”na katkı sağlamış olursunuz.

isveren markasi

Örneğin şu yazıda, işveren markası kriterlerinin değerlendirilmesinde şöyle bir liste yapılmış,

Çalışan devir hızı: 

İnsanlar memnun oldukları ortamlardan, ayrılmak istemezler. Şirketinizden ayrılan kişi sayısı çoksa, devir hızınız yüksekse işveren markanız ve ik politikalarınız güçlü değildir. İşveren markanızın başarısını, çalışan devir hızını ölçümleyerek inceleyebilirsiniz. (BF – çalışan bağlılığı arttıkça devir hızı düşer, çalışanlar bağlı oldukları yerden daha zor ayrılırlar)

Çalışan memnuniyet oranı:

Yapılan çalışan memnuniyet anketleri tutarlılıkla yapılıyorsa, buradaki değişimde işveren markanızın çalışmalarının etkisi olacaktır. Memnuniyet oranındaki artışı arttırmak, işveren markasının en temel amaçlarından biridir. (BF – çalışan bağlılığı ile memnuniyeti aynı kavram olmasa da aralarında oldukça güçlü bir korelasyon vardır. Bağlı çalışan çoğu kez memnundur da. Çalışan bağlılığını arttırdıkça çalışanların mutluluğunı da arttırmış olursunuz.)

İşveren markanızın bilinirliği:

İşveren markasının çalışmaları belirli bir görsel kimlik ve mesajlar doğrultusunda yapılır. işveren markanızın bilinirliği anketler veya dijital analizlerle değerlendirebilirsiniz. İyi yapılan işler, yayılma etkisine sahiptir. Çalışmalar doğru yapılıyorsa, burada ortaya çıkacaktır. İşveren markanızın görsel kimliği, hatırlanıyorsa, mesajlarınızın bilinirliği yüksekse, başarılı olma şansınız artar.

Çalışan verimliliği:

Her ne kadar bu göstergenin altında birçok faktör etkili olsa da, işveren markası çalışan verimliliğini arttıran bir faktördür. Çalışan verimliliğinizin artması, onların işveren markanıza olan inançlarını gösterir. Bunu ölçmek için birçok yol var. Fakat en etkilisi insanların yüzlerindeki gülümseyi, gözlerin içinin gülüp gülmediğini tespit etmektir. Bunu başarırsanız, çalışma verimliliğiniz artar. Bunu sağlamak için en etkili ve bütünsel yollardan biri, işveren markasıdır. (BF – Çalışanlar bağlı oldukça verimlilikleri artar. Yani aynı zamanda daha fazla iş yaparlar, daha etkin çalışırlar. Çalışan bağlılığı konusunda yapılan yatırımlar verimlilik artışı da sağlıyor.)

İşe alım maliyetleri:

Nitelikli insanları bulma çalışmaları pahalı bir faaliyettir. Çoğu zaman bu faaliyetler, bu konuda uzmanlaşmış şirketler aracılığıyla yapılır ve önemli bedeller oluşturabilir. Belirli periyotlarda bu maliyetlerinizi değerlendirmek, işveren markası kriterleri için önemlidir. Çünkü işveren markanız güçlüyse, nitelikli insanları daha kolay çekersiniz, bu maliyetleriniz azalır. Bu konuda uzman şirketlerle çalışırken de aday teklif oranınız yükselir. (BF – Teknik uzman veya yönetici seviyesinde bir çalışan işten ayrıldığı zaman, onun yerine başka bir çalışanı bulmak, yerleştirmek, eğitmek ve belli bir iş performansına gelmesini sağlamak, ayrılan çalışanın maliyetinin 2,5 katına mal oluyor. Bu bağlamda yine paralellik var. Ekibimizde zaten var olan çalışanları ayrılmaktan alıkoyacak bir “bağlılık” seviyesine getirebilirsek, o zaman iş alım maliyetlerimiz de önemli ölçüde düşecektir.)

Yaratıcı fikir oranı:

Şirketinizde yaratıcılık ve yenilikçilik önemli bir değerse, bu oranı da takip etmekte fayda vardır. İşveren markanızın çalışmaları başarılı ise, çalışanların şirkete bağlılığı artar. Şirket içi çalışmalarda, aktiflikleri artar. Katkı sağlamak niyetiyle, size daha fazla fikir getirirler.

Kısaca, işveren markası olmak ile çalışan bağlılığı arasında olumlu bir korelasyon var, biri için yapılan çalışmalar diğerini etkileyebilir, ancak, çalışanları “çekmekten” daha önemli ve değerli olan “kalmalarını” sağlayabilmektir, bu da “çalışan bağlılığını” gündemin en üst sırasına almakla olur.