Çalışan Bağlılığını Arttırmak için 2 Yaklaşım Önerisi

Finansal sonuçlar hedeflerin veya beklentilerin altında kaldığında hemen bir “açıklama senaryosu” üretilir. Bu büyük şirketlerde daha kabul edilebilir bir davranıştır, zira her müdür kendi performansı için “kabul edilebilir” bir açıklama peşindedir. Hele birkaç bölüm bir arada iş yapıyorsa, her bölümün müdürü “sorumlunun” kendisi ve bölümü olmaması için bayağı bir çaba harcar. Tabii bu sürecin sonunda, “sorumlu” olarak dış faktörler öne çıkar, pazar küçüldü, alıcılar kayboldu, rakipler fiyat kırdı, (23 yıllık kariyerimde, “Rakipler fiyat yükseltiyor, biz daha kolay satarız artık” diyen tek bir satıcıya rastlamadım!”) veya “Ürünümüz pazarın isteklerini artık karşılamıyor, finansal risk alma iştahımız müşterilerin ödeme imkanlarının çok gerisinde” gibi dış faktörlerle güzel mazeret senaryoları üretilir. Bu senaryonun sonuna “yeni gelen büyük proje” ile ilgili iştah açıcı ve umut verici bir hikaye kaçınılmazdır, bu olmazsa müdür kendini “şirkete yeteri katkıyı veremez” gibi hissettirmekten korkar.

iStock_000020724134Medium

Acaba bu performans düşüklüğünün farklı bir nedeni olabilir mi, bir “iç” neden… Çalışanların yeteri kadar bağlı olmamaları mesela… Gallup’un anketinde görüyoruz, Türkiye’deki çalışanların %83’ü şirketlerine bağlı değil, yani şu anki durum da olması gerekenin çok uzağında. Çalışanlar bağlı olmadıklarında işlerinin sadece “yapmaları gereken” kısmını tamamlayıp, oluşacak başarısızlıkta “suçlu” ilan edilmeyecek kadar çalışırlar. İşlerini yaparlar veya yapar görünürler ama bir sonraki projeyi, bir sonraki ilginç fikri, farklı bir iş yapma biçimini düşünmezler, düşünseler de bunu açıklamazlar. Müdürler ekiplerini “koruyacak” bir kale yapısı oluşturmuş ve ekiplerini canhıraş bir şekilde korumaktadırlar, bu durumda birçok çalışan “bağlılık” davranışları göstermez, buna gerek duymaz.

Bu müdürlere “çalışan bağlılığı” kavramı sorulduğunda genelde “Bizde herkes bağlıdır”a benzer yanıtlar alırız. Anketler müdürler ile çalışanların bu konuda ciddi farklı düşündüğünü gösteriyor. Müdürler daha çok sağlanan yan haklar, ofis ortamının iyileştirilmesi, küçük maddi ödüller gibi faktörleri öne sürerek bağlılık ile ilgili çabayı gösterdiğini iddia edebilir, ancak biliyoruz ki bağlılık bu faktörlerin ötesinde davranış, bağ, amaç birlikteliği, dinlenmek, ciddiye alınmak, gelişme olanaklarının sağlanması, etki alanının genişlemesi gibi etkenlerle artıyor.

Şu istatistikleri paylaşmak isterim, bu veriler genç kuşağın kendi hayat misyonu ile çalışmak istedikleri şirketin yaptıklarının uyumuna dikkat ettiklerini gösteriyor.

  • Y kuşağının yüzde 75‘i toplumsal konularda sorumluluk sahibi bir firmada çalışmak için maaşının düşürülmesini kabul ediyor.
  • Y kuşağının yüzde 76’sı işe girmeden önce şirketin sosyal sorumluluk alanındaki işlerini inceliyor.
  • Y kuşağının yüzde 64’ü eğer bir şirket toplumsal sorumluluk konusunda istenen düzeyde değilse, orada çalışmam diyor.

Bu bağlamda çalışan bağlılığını arttırmak için birçok öneriden ikisini sunmak isterim,

Bağlılık Konusunun iyi anlaşılması

Çalışan bağlılığı “çalışan tatmini” değildir. Tatmin olmuş birçok çalışan bağlı olmadan çalışıyor olabilir. Bu çalışanlar her gün işe gidip bekleneni yapanlardır, bundan azını veya çoğunu yapma eğiliminde değillerdir. Bağlı çalışanlar daha fazlasını yapar, şirkete daha fazlasını katar. Şirkete bağlılık beklenenden fazlasını yapma motivasyonunu ve eylemini içeren duygusal ve zihinsel bağdır. Bu şirkete zihinsel ve duygusal bağları doğrultusunda her gün imkansızı yapma kararlılığında çalışan insanlar topluluğu demektir. Basitçe, çalışan bağlılığı çalışanların kalpten gelerek şirketin misyonu için çalışabilmesi demektir. Bunun da sağlanması için gerekenler :

  • Anlamlı iş
  • Amaç birlikteliği
  • Gelişim olanakları
  • Otonomi
  • Lidere güven
  • Etki yapabilme imkanı

Çalışanların karar mekanizmasına katılması

Çalışanlar şirkette etkileri olduğunu gördüklerinde daha da istekli, gönülden çalışırlar. Bunu sağlayacak imkanlar çalışan bağlılığını arttırır. Şirkette belli kararların “ortak” alındığının gösterildiği projeler buna fayda sağlar… Southwest Havayolları üniforma değişikliği için bir iç anket düzenlemiş ve 43 çalışan 19 ay sürecek projeye dahil edilmiş. Bu tür projeler bu 43 çalışanın ötesinde çok sayıda çalışanı daha şirkete daha bağlı hale getirmiştir. Çalışanlar söylelene değil, yapılana bakar.

Çalışan bağlılığı “dikte” ettirilebilecek, “talimat” ile arttırılabilecek bir şey değildir, sürekli ve emek gerektiren bir süreçtir. Çalışanlarla birlikte çalışan bağlılığını arttırabilirsiniz.

İlham: https://www.forbes.com/sites/forbesbusinessdevelopmentcouncil/2019/07/01/three-strategies-for-improving-employee-engagement/

 

 

12 soruda çalışan bağlılığının ölçümü – 1

Çalışan bağlılığı ile ilgili temel iddialar şöyle sıralanabilir :

  • Şirketine bağlı çalışanlar daha iyi performans gösterir,
  • Şirketine bağlı çalışanlar müşteri memnuniyetini arttırır,
  • Şirketine bağlı çalışanlar daha verimli çalışır,
  • Şirketine bağlı çalışanlar arttıkça çalışan sirkülasyonu azalır,
  • Şirketine bağlı çalışanlar işe daha çok gelir, daha az mazeret raporu alır,
  • Şirketine bağlı çalışanlar arttıkça şirketlerin kârlılığı artar.

Peki bu bilgiler önümüzdeyken, acaba bu konuda dünyadaki önemli anketleri gerçekleştiren Gallup’un bağlılığı ölçmek için sorduğu sorulara bakmak ilginç olmaz mı? Bu şekilde hem kendinizi, hem müdürünüzü hem de şirketinizi değerlendirebilirsiniz. Şirket sahibi veya insan kaynakları yöneticisiyseniz, yapılacak bir anketle daha net çözüm önerilerine odaklanabilirsiniz.

Gelin şu sorulara bakalım… Tercüme ile ilgili farklılıklar olmaması için ingilizce orjinallerini de yanına yazıyorum. Ankette bu verilen ifadelere çalışanların kendilerini ne kadar yakın hissettiği soruluyor, 5 cevaplı bir ölçekte cevap vermeleri isteniyor.

İşimde benden neler beklendiğini biliyorum. (I know what is expected of me at work)

Her çalışan kendinden ne beklendiğini bilme hakkına sahiptir. Dahası belli zamanlarda kendinden istenenlerin ne kadarını yaptığı ile ilgili temiz geri bildirimler de duyması gerekir. Ne yapacağınız ve performansınız sizin için bilinmezse bu bir stres kaynağı olur ve yapabileceğiniz birçok şeyi yapamaz, ifade edemez olursunuz… Bu karanlıkta yürümeye benziyor, nereye gideceğiniz de yönünüz de belli değil. Çalışanları bu belirsizlikten kurtarmanın yolu müdür olarak net şekilde beklentiyi belirlemek, buna göre de ilerleme konuşmaları yapmaktır.

İşimi yeterli ve doğru yapabilmek için gerekli materyal ve ekipmana sahibim. (I have the materials and equipment I need to do my work right.)

Bu da çalışanların en temel ihtiyaçlarını ifade ediyor. Eğer işimizi yapmak için gerekli en temel malzemelere ulaşamıyorsak, diğer ihtiyaçlarımızla ilgili tartışma bile yaratamayız. Bu konuda zamanımızda çok bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Bu aynı zamanda gerekli bilgiye ulaşma konusunda kolaylık anlamına da gelebilir. Bazı firmalarda “bilgi” saklama bir güç gösterisine dönüşüyor olabilir, buradaki materyal ve ekipman kelimelerini “işimi yapmam için gerekli bilgi” olarak da okuyabiliriz.

İşimde, en iyi yaptığım şeyleri her gün yapabilme fırsatım var. (At work, I have the opportunity to do what I do best every day.)

Bu da çok önemli bir konu… Çalışanlarınızın tek tek güçlü yönlerini biliyor musunuz? Bu güçlü yönlerini ne kadar gösterebiliyorlar. Unutmayalım ki, takım başarısı her çalışanın en güçlü yönlerinin birleşimine bağlıdır. Bir örnekle anlatırsak, biz en iyi santraforu istiyoruz, orta sahanın önünde oynayıp santraforluk yeteneklerini geliştiren bir futbolcu bizi hedefe götürmez. Biz hem en iyi santrafor olup top tutma yeteneklerini geliştiren bir oyuncuyla hem de yüksek performanslı bir oyun kurucu olup fırsat olduğunda gol de atabilen bir oyuncuyla maçı kazanabiliriz.

Son 7 günde, iyi başardığım bir işle ilgili takdir veya övgü aldım. (In the last seven days, I have received recognition or praise for doing good work.)

İşyerinde takdir görmek çalışanları motive eder. İç motivasyonlarını arttırır, desteklendiklerini hissettirir. Bizden istenen ve “normal” olan bir işi yapmış olsak bile takdir ve desteklenme kültürü her çalışana olumlu etki yapar. Yatay iş arkadaşlarımızın takdiri de çok önemlidir, motivasyonu arttırır. Aslında bu bir önceki madde ile de bağlantılı, net bir iş performansı ile ilgili takdir çalışanların güçlü yönlerinin ortaya çıkmasını hızlandırır, toplam performansın artmasına hizmet eder.

Müdürüm veya herhangi bir iş arkadaşımın beni insan olarak önemsediğini düşünüyorum. (My supervisor, or someone at work, seems to care about me as a person.)

İnsan olarak değer verilmek, saygı görmek, desteklenmek insanların en temel toplumsal ihtiyacıdır. Buna destek olan programlar, aktiviteler çalışan bağlılığını arttırır. Çalışanların belli bir düzeye kadar iş dışı yaşamlarını bilmek ve bunu paylaşmak çalışanları birbirlerine yaklaştırır. Çalışanlar müdürlerinin geçmişini, davranışlarının kökenini bilen çalışanlar daha hoşgörülü olabilir, müdürlerini daha iyi anlayabilirler. Bunun tersi de geçerlidir. Her çalışan, her insan kendi geçmişi, kültürü, ilişkileri ile tekil bir örnektir ve iş performansını ve davranışları yargılamadan o kişiyi bütüncül bir insan olarak görmek müdürlerin etkinliğini de arttıracaktır.

İşyerinde gelişimimi teşvik eden biri var. (There is someone at work who encourages my development.)

Çalışanlar gelişim göstermek ve etki bırakmak istiyor. Hele genç çalışanlar bu konuda daha da duyarlılar. Bu bağlamda çalışanlara iş yerinden birer mentör atamak, belli konularda “gelişme planı” hazırlamalarını ve takip etmelerini teşvik etmek çalışan bağlılığını arttırır. Bunu insan kaynakları da yapabilir, ama aslında her çalışan kendi gelişiminden kendi sorumludur. Müdürü veya şirketi destek olabilir fakat her çalışan ne yöne gitmek istediğini bilmeli, hangi yönlerinin geliştirilmesi gerektiğini tespit etmeli ve buna göre bir zaman planı ile kendi gelişiminin adımlarını gerçekleştirmelidir. Kendimden örnek vermek gerekirse, benim için topluluğa karşı konuşma böyle geliştirmem gereken bir konu ve bu alanda çalışıyorum.

Kalan 6 soruyu bir sonraki yazımda inceleyeceğim.