12 soruda çalışan bağlılığının ölçümü – 1

Çalışan bağlılığı ile ilgili temel iddialar şöyle sıralanabilir :

  • Şirketine bağlı çalışanlar daha iyi performans gösterir,
  • Şirketine bağlı çalışanlar müşteri memnuniyetini arttırır,
  • Şirketine bağlı çalışanlar daha verimli çalışır,
  • Şirketine bağlı çalışanlar arttıkça çalışan sirkülasyonu azalır,
  • Şirketine bağlı çalışanlar işe daha çok gelir, daha az mazeret raporu alır,
  • Şirketine bağlı çalışanlar arttıkça şirketlerin kârlılığı artar.

Peki bu bilgiler önümüzdeyken, acaba bu konuda dünyadaki önemli anketleri gerçekleştiren Gallup’un bağlılığı ölçmek için sorduğu sorulara bakmak ilginç olmaz mı? Bu şekilde hem kendinizi, hem müdürünüzü hem de şirketinizi değerlendirebilirsiniz. Şirket sahibi veya insan kaynakları yöneticisiyseniz, yapılacak bir anketle daha net çözüm önerilerine odaklanabilirsiniz.

Gelin şu sorulara bakalım… Tercüme ile ilgili farklılıklar olmaması için ingilizce orjinallerini de yanına yazıyorum. Ankette bu verilen ifadelere çalışanların kendilerini ne kadar yakın hissettiği soruluyor, 5 cevaplı bir ölçekte cevap vermeleri isteniyor.

İşimde benden neler beklendiğini biliyorum. (I know what is expected of me at work)

Her çalışan kendinden ne beklendiğini bilme hakkına sahiptir. Dahası belli zamanlarda kendinden istenenlerin ne kadarını yaptığı ile ilgili temiz geri bildirimler de duyması gerekir. Ne yapacağınız ve performansınız sizin için bilinmezse bu bir stres kaynağı olur ve yapabileceğiniz birçok şeyi yapamaz, ifade edemez olursunuz… Bu karanlıkta yürümeye benziyor, nereye gideceğiniz de yönünüz de belli değil. Çalışanları bu belirsizlikten kurtarmanın yolu müdür olarak net şekilde beklentiyi belirlemek, buna göre de ilerleme konuşmaları yapmaktır.

İşimi yeterli ve doğru yapabilmek için gerekli materyal ve ekipmana sahibim. (I have the materials and equipment I need to do my work right.)

Bu da çalışanların en temel ihtiyaçlarını ifade ediyor. Eğer işimizi yapmak için gerekli en temel malzemelere ulaşamıyorsak, diğer ihtiyaçlarımızla ilgili tartışma bile yaratamayız. Bu konuda zamanımızda çok bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Bu aynı zamanda gerekli bilgiye ulaşma konusunda kolaylık anlamına da gelebilir. Bazı firmalarda “bilgi” saklama bir güç gösterisine dönüşüyor olabilir, buradaki materyal ve ekipman kelimelerini “işimi yapmam için gerekli bilgi” olarak da okuyabiliriz.

İşimde, en iyi yaptığım şeyleri her gün yapabilme fırsatım var. (At work, I have the opportunity to do what I do best every day.)

Bu da çok önemli bir konu… Çalışanlarınızın tek tek güçlü yönlerini biliyor musunuz? Bu güçlü yönlerini ne kadar gösterebiliyorlar. Unutmayalım ki, takım başarısı her çalışanın en güçlü yönlerinin birleşimine bağlıdır. Bir örnekle anlatırsak, biz en iyi santraforu istiyoruz, orta sahanın önünde oynayıp santraforluk yeteneklerini geliştiren bir futbolcu bizi hedefe götürmez. Biz hem en iyi santrafor olup top tutma yeteneklerini geliştiren bir oyuncuyla hem de yüksek performanslı bir oyun kurucu olup fırsat olduğunda gol de atabilen bir oyuncuyla maçı kazanabiliriz.

Son 7 günde, iyi başardığım bir işle ilgili takdir veya övgü aldım. (In the last seven days, I have received recognition or praise for doing good work.)

İşyerinde takdir görmek çalışanları motive eder. İç motivasyonlarını arttırır, desteklendiklerini hissettirir. Bizden istenen ve “normal” olan bir işi yapmış olsak bile takdir ve desteklenme kültürü her çalışana olumlu etki yapar. Yatay iş arkadaşlarımızın takdiri de çok önemlidir, motivasyonu arttırır. Aslında bu bir önceki madde ile de bağlantılı, net bir iş performansı ile ilgili takdir çalışanların güçlü yönlerinin ortaya çıkmasını hızlandırır, toplam performansın artmasına hizmet eder.

Müdürüm veya herhangi bir iş arkadaşımın beni insan olarak önemsediğini düşünüyorum. (My supervisor, or someone at work, seems to care about me as a person.)

İnsan olarak değer verilmek, saygı görmek, desteklenmek insanların en temel toplumsal ihtiyacıdır. Buna destek olan programlar, aktiviteler çalışan bağlılığını arttırır. Çalışanların belli bir düzeye kadar iş dışı yaşamlarını bilmek ve bunu paylaşmak çalışanları birbirlerine yaklaştırır. Çalışanlar müdürlerinin geçmişini, davranışlarının kökenini bilen çalışanlar daha hoşgörülü olabilir, müdürlerini daha iyi anlayabilirler. Bunun tersi de geçerlidir. Her çalışan, her insan kendi geçmişi, kültürü, ilişkileri ile tekil bir örnektir ve iş performansını ve davranışları yargılamadan o kişiyi bütüncül bir insan olarak görmek müdürlerin etkinliğini de arttıracaktır.

İşyerinde gelişimimi teşvik eden biri var. (There is someone at work who encourages my development.)

Çalışanlar gelişim göstermek ve etki bırakmak istiyor. Hele genç çalışanlar bu konuda daha da duyarlılar. Bu bağlamda çalışanlara iş yerinden birer mentör atamak, belli konularda “gelişme planı” hazırlamalarını ve takip etmelerini teşvik etmek çalışan bağlılığını arttırır. Bunu insan kaynakları da yapabilir, ama aslında her çalışan kendi gelişiminden kendi sorumludur. Müdürü veya şirketi destek olabilir fakat her çalışan ne yöne gitmek istediğini bilmeli, hangi yönlerinin geliştirilmesi gerektiğini tespit etmeli ve buna göre bir zaman planı ile kendi gelişiminin adımlarını gerçekleştirmelidir. Kendimden örnek vermek gerekirse, benim için topluluğa karşı konuşma böyle geliştirmem gereken bir konu ve bu alanda çalışıyorum.

Kalan 6 soruyu bir sonraki yazımda inceleyeceğim.

 

Reklamlar

Kişisel alma, sadece iş!

İş yerinde arada bir şöyle bir cümle duyabilirsiniz : “Kişisel alma lütfen, sadece iş”, veya “Sana özel bir durum değil, burada işler böyle yürüyor.”… Dönüp baktığımda bu bana isyan etmemi gerektiren bir cümle gibi geliyor, kariyerimde birkaç defa bunu duydum, birkaç defa da ben söylemek durumunda kaldım… Zamanımızın %35’ini ofiste ve iş arkadaşlarımızla geçiriyorsak, işyerindeki mutluluğumuz ve bağlılığımız hayatımızın diğer tüm alanlarına neredeyse direk etki ediyorsa, iş yerinde bazen bir kişiden kaynaklanan huzursuzluğumuz potansiyelimizin çok altına düşmemiz sonucunu yaratıyorsa, neden “kişisel” olmasın, bal gibi de “kişisel.”

Eğer bir şirkette yükseltilen, eğitimlere gönderilen yıldız çalışan başka bir firmadan gelen teklifi kabul etmişse, o zaman çalıştığı şirkete bağlılığı onu şirkette tutacak seviyede değil demektir. Peki bu yıldız çalışan ayrıldığında onun müdürü ne yapar, neler hisseder? Acaba her şeyi çok “iş” olarak mı aldık, hiç ihtirasımızı ve kişisel duygularımızı işe katmadık, dışarıdan biraz fazla maaşı olan teklifi alınca ayrıldı.” der mi? Çalışanlar değer verildikleri, sorumluluk aldıkları ve müdürlerini sevip huzur içinde çalıştıkları şirketlerde kalırlar, yani bağlı oldukları şirketlerde kalırlar. Maaş artışı ile bir çalışanı transfer edebilirsiniz fakat o çalışanın performansı ve kalıcılığı bambaşka parametrelere bağlıdır.

Başka bir açıdan bakalım, şirkete en bağlı, başarılı iş arkadaşlarınızı düşünün… Onlar işlerini “kişisel” alıyorlar değil mi, bir önemli işi rakibe kaptırdıklarında kahroluyorlar, şirket dışına ve müşterilere şirket içindeki tartışma ve pozisyonlardan daha fazla değer veriyorlar, hayatlarında işlerinin yadsınamaz bir ağırlığı var. Yani, şirkete bağlı olmakla başarılı olmak arasında bir bağ var, aynı zamanda işi kişisel almakla hem başarılı olmak hem de bağlı olmak arasında da bir bağ var. Kişisel almak da ancak kendimiz olarak, özgün bir şekilde kendimizi ortaya koyabilmek ile mümkün olabilir.

Esinlenme : https://www.thehrdigest.com/dont-take-personally-coming-way-employee-engagement/